Yazar Shahzadeh N. İgual: “Kadının mevsimi, zemheri”

Yazar Shahzadeh N. İgual: “Kadının mevsimi, zemheri”

“Ve bu benim,

Yalnız bir kadın…

Zemheri mevsiminin tam eşiğinde,

Kire bulanmış cihanı kavramanın arafında,

Ve göğün kederli, şatafatsız yasında,

Ve betona bulaşmış bu ellerin acizliğinde…” Füruğ Ferruhzad

Kadın… Mukaddes, can katan, yaşam veren kadın.

Kendi ellerimizle, korkularımızla yarattığımız tabuların öznesi kadın. İlahi kavramları dağlayıp alınlarına, yok saydığımız, yok ettiğimiz kadın…

Ne güneşin sarısına ne gecenin lacivertine bakabildi doyasıya.

Ne kahkahalarıyla çınlatabildi dünyayı ne gözyaşının sedası duyuldu…

Kadın… Mahremini namahremini belirlediğimiz, “Yaklaş, ırak dur!” diye emrettiğimiz kadın…

Ne kutsal saydıklarımızın hatırına ne bizi doğuran annelerimizin yüzü suyu hürmetine bıraktık boğazını…

Kadın… Nefesi kesilene dek seven, elleri kanayana değin emek veren, sırtı ikiye katlanana kadar cümle yükleri taşıyan, yeryüzünün isimsiz kahramanı kadın…

İşine, gülüşüne, eteğinin boyuna, başının örtüsüne, kırmızı rujuna, gününe gecesine, kahvesine, şarabına, el uzattığımız kadın…

Oysa ne kutsal şu Canan’ın canına can veren varlık…

“… İki yudum soğumuş çayından içti Kohen Bey ve kahır dolu bir sesle devam etti:

‘Tüm olmazlarımız kadınlar için. Kadın bakire olmazsa olmaz, kadın adamdan küçük olmazsa olmaz. Kadın inandığına bağlı olacak, kadın doğuracak, kadın adamdan daha çok kazanmayacak, kadın fazlaca faal olmayacak.

Kadın, kadın, kadın… Sadece Meryem’in, Fâtima’nın yüzü suyu hürmetine bile muhteremdir kadın. Tanrı’nın özene bezene yarattığı şu nadide çiçeğin aşkının da canına okuduk, vesselam.’

Haklıydı ihtiyar isyanında. Görünmeyen kurallar, yıkılası tabular hep kadın içindi şu dünya kuruldu kurulalı. Kadın ne yapsa olmuyordu. Çok sevse de doğursa da sussa da konuşsa da çalışsa da çalışmasa da olmuyordu. Kâh örfler kâh gelenekler bir şekilde yoluna, yüreğine, aşkına, inancına, arzusuna, özgürlüğüne, hayatına barikatlar kuruyordu…

Olmuyordu!…”

O cânım varlık kadının saçı okşanacaktı, başı kesildi. Yüzü avuçlar içine alınacaktı, asit atıldı. Gönlü pamuğa sarılacaktı, kafesinden söküldü. Vücudu hayat verecekken yenilerine, kefene sarıldı. Büyüyüp Ay’a gidecekken belki de okuldan alınıp gelin edildi. Şiir yazan, keman çalan, cıvata sıkan, süt sağan, direksiyon tutan, tarla süren, deney yapan elleri öpülecekti, kırk yerinden kırıldı.

Semaya doğru döne döne raks edecekken, kâinatın tüm günahlarını eteklerinde topladık kadının. Ağırlaştırdık, daha kollarını açamadan, toprakla kucaklaştırdık kadını…

O, ana oldu, eş oldu, sevgili, evlat, kardeş oldu lakin KADIN olacaktı o aslında, olmadı, olamadı…

Bu yıl birçok ülkede 8M olarak kısaltılan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, hatta sanki emekçi olmama ihtimalleri varmış gibi Dünya Emekçi Kadınlar Günü gösterilerinin Pandemi şartlarında yapılması ya da yapılmaması planlanıyor. Politikacılar etkinliklere kurumsal katılımda bulunmayacaklarını ancak katılmama yönünde tavsiyeleri olamayacağını duyuruyor.

Benim aklıma ise 1857 yılı, 40 bin dokuma işçisi, hakkını ararken ölen 120 kadın geliyor. 2020’de Mexico City’de, 2019’da İstiklal Caddesi’nde birlikte yürümek isteyen kadınlara birer kırmızı gülü fazla bulanlar, 2 Mart’ta Nangarhar’da üç gazeteci kadının kariyerlerinin mükâfatı olarak susturuculu tabancadan çıkan mermileri layık görenler geliyor. Arjantin’de, Fransa’da, Meksika’da, İspanya’da kadınların yaşam haklarını ellerinden alanlar geliyor aklıma. Aylin Sözer ve Freshta Kohistani ve Kim Wall, Nirbhaya unvanıyla adı gizlenen Hintli kadınlar ve Romina Aşrafi ve Güleda Cankel ve Duygu Delen ve Pınar Gültekin ve diğer Pınar’lar ve Cansu Kaya ve başka Cansu’lar ve başka isimsiz kurbanlar geliyor. Sonra İstanbul Sözleşmesi’ni okumadan reddettiklerini bildirenler ve sonra Ana Paula Padra’nın siyah-beyaz meydan okuyuşu…

Yaşarken, cehennemin alevlerine attığımız kadınlar, öldükten sonra vaat edilen o cenneti istemiyor…

Ve Kadın olmak yeryüzünde, baharı gelmez zemheri mevsimi gibi kokuyor…

Olmuyor…

*Füruğ Ferruhzad’ın ‘Soğuk Mevsim’ adlı şiirini Farsça aslından Shahzadeh N. İgual çevirdi, alıntı ise Shahzadeh N. İgual’in “İsfahan’ın Gözyaşları romanından.

@shahzadehigual

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM